hidden aspects of the city: şehrin çavuşları *

Bu blogun bir de yancısı var, şurada. Buradaki yazılarla oradaki paylaşımlar arasında adını koyabileceğim bir bağlantı veya bir tanımlı bir fonsiyon türü yok. Fakat her iki akışta da aynı zihinsel atmosferin biçimlendirdiği, aynı arayışın yön verdiği ürünler var; bir birliktelik gösteriyorlarmış. Bunu ben de yeni yeni farkediyorum. Okur-yazarlık meraklarım dolayımında gelişen blog maceram veya yazma hevesim epey eskidir. Fotoğraf paylaşmaya yeni başladım sayılır. Geçen senenin sonunda gözden geçirip ayıklamaya oturduğum eski fotoğraflarımdan bir kısmını epey çekici bulmuştum. Onlar vesile oldu, çektiğim fotoğrafları yayınlama isteğine. Tabi nicelik olarak az sayıda fotoğraftan bahsediyorum ama bana bir böbür vesilesi olmaya yetecek kadar da var onlardan. Böylece böbürümü de yanıma alarak pandemi dönemimden beri ilk kez makinemi alarak dolaşmaya, yeni fotiler çekmeye başladım. Genel olarak aylak bir dönem geçirdiğim için epey de zaman ayırabiliyorum bu işe. Hah işte bu meşguliyetin ürünlerini o hesaptan yayınlıyorum. Elbette mükemmel fotiler değil, fotoğraf tekniği açısından kusurları vardır ama onları bir arada görmenin tadı da var.

Okumaya devam et “hidden aspects of the city: şehrin çavuşları *”

Çeviri Mimarlık Edebiyatı: Şehir Efsanesi

Bu yazı şu yazının bir devamı olarak da okunabilir. Aslında ona ilaveler yapmak niyetiyle oturmuştum fakat fazla uzadı, ayrı bir başlık açmak gerekti. Daha da uzayacak gibi duruyor. İtalyan mimar Aldo Rossi’nin yazdıkları dolayısıyla epeydir kafamda biriken şeyleri ayıklama fırsatı buldum sanıyorum. Ayıklamak için yazıyorum.

Okumaya devam et “Çeviri Mimarlık Edebiyatı: Şehir Efsanesi”

Mimarlık Vakti

usta olduğunu aklından çıkarma
avantajlarından faydalan
hata yapmama ya da az hata çok az avantajı
pişman olacağın şeyleri yapmama avantajı
bir sınır koyabilme
saygı duyuluyor olma avantajı
herkes bunun için çırpınıyor
korkuyla karışık saygı duyuluyor olma avantajı
bir adım yaklaşmaya çekiniliyorsa
bir adım yaklaşmalarına izin verme

*Sijo, Mehmet Davut Özdal,

Okumaya devam et “Mimarlık Vakti”

Bourdieu Sevdası: Oyun

Bu yazı, şu yazının bir devamı olarak okunabilir. Özetle, yakın zamanda ummadık bir şekilde karşıma çıkan Bourdie’nun rüzgarına, bir okur olarak neden ve nasıl kapıldığımı; sıradan bir okumanın vereceği okuma zevkini duymak dışında O’nun cehdiyle açılan yolları yürümeye değer bulduğumu; giderek ganimete talip olacağımı söylemiştim o yazıda. Bu bağlamda son üç ay, yeni karşılaştığım Bourdie’nun yeniliğini eskitebilmek için O’ndan ne bulduysam okumaya çalıştığım bir dönem oldu. Bu sürede edindiğim ortalama fikir sayesinde artık üstadın zanaatini daha adil, okur-yazar ilişkisinin okur lehine nisbeten dengelendiği bir zeminde karşılayabileceğimi düşünüyorum. Böylece bu zeminde oynayan başka oyuncuların oyunlarını da izleme imkanım oldu. Oyunda ilerledikçe bazı oyuncuların manevralarını tanıyabilir oldum. İki tanesini mesele etmeye değer buldum. Onları yazacağım.

Okumaya devam et “Bourdieu Sevdası: Oyun”

Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Mimari Tasarım*

Fragmanları hikayenin parçası kılmak determinasyonu “içerden” kurmakla mümkün olur. Determinasyonu “içerden kurmak” da ortaya çıkacak artifaktın en maddisinden en semboliğine kadar tüm unsurlarını birbirlerinin koşulu, nedeni kılmak, hepsini birbirine sıkı sıkıya “kenetlemektir“. Hiç bir unsuru, hiç bir tercihi “sahipsiz”, “başıboş” bırakmama çabasıdır. Böyle bir arayışta, örneğin “Çevre çok monotondu, biraz renk katmak istedim!”, “Şehir kalesinin burçlarını çağrıştırmayı amaçladım!”, “Bizim geleneklerimizden de bir şeyler taşısın istedim!” ya da tersine “Çağdaş bir tutum almaya çalıştım!” gibi ifadelere hiç yer yoktur, çünkü benzeri ifadeler hep başıboş ve sahipsiz kalmışlığın bıraktığı boşluğu “dışarıdan” doldurmak için sarfedilirler. O nedenle de “gevşektirler”, tasarım pratiği sırasındaki bir gevşekliğin, dolayısıyla da fragmanterleşmeye teslim olmanın ifadeleridirler. Gerilim yaratacak, bağlamsızlıkla sürtüşecek güçteki bir duruş ancak “içerden” bir kurguyla, bir iç kenetlenmeyle mümkün olur. Burada sözü edilen kenetlenmeyi “tutarlılıkla” karıştırmamak gerekir. Tutarlılık, unsurların ayrı ayrı kalarak birbirlerine yakıştırılmaları, birbirlerine uydurulmaları, yanyana gelmeleridir. Oysa kenetlenme “öğütme” üzerine kuruludur. Öğütmek, işlemek, işlemden geçirmektir; başka bir yerde, başka bir ortamdaki ortaya çıkıştan farklılaştırmak, özgülleştirmektir. Her unsur diğerleri tarafından öğütülerek ve onları öğüterek, ötekilere nüfus ederek ve kendisini nüfus edilebilir kılarak, içinde yer aldığı bağlamı bir bünyeye, organizmaya dönüştürür. İçsel kurgu, doğası gereği fragmanter olan “dışsal verileri” de (program, yer, bütçe, imar koşulları, beğeni örüntüleri vs.) öğüterek kendi içine katmaya, bünyesine kenetleyerek unsurları arasına dahil etmeye çalışır.

Bu paragrafı öğrenciyken okumuş, epey etkilenmiş bir kenara koymuştum. İhsan Bilgin’in Han Tümertekin üzerine Arredamento Mimarlık‘ta yayınlanan bir yazısından aldığımı hatırlıyordum, o yazıyı şurada yayınlanmış buldum. Yazının tamamını tekrar okumaya gerek duymadım. Çünkü yeniyetmeliğimde karşılaştığım bu paragrafın müstakil olarak bende uyandırdığı heyecanı, aradan geçen 15 yılın ardından masaya yatırmak istedim. O zaman beni düşüren hileleri, şimdi daha kolay tanıyabildiğimi sanıyorum. Bakalım.

Okumaya devam et “Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Mimari Tasarım*”

Akademik Aklın Eleştirisi: Hamiş

Bir siyah gözün bakışı ve bir taze ağzın gülüşü gibi, izah edilmeksizin kendiliğinden anlaşılan şiiri duymak için en iptidai asabi teçhizattan mahrum olan hoca şiiri imla sarf ve nahiv meselesi halinde anlatamadığı gün kürsüde söyleyeceği artık bir tek söz kalmamıştır.*

Şurada Bourdieu’nun Akademik Aklın Eleştirisi kitabının, üstadın külliyatı arasında ayrı bir yeri olduğunu düşündüğümü söylemiştim. Bu kitabın tadını çıkarıyorum bugünlerde. Altı bölümden oluşan kitabın birinci bölümünün sonunda Hamiş: Kişisel Olmayan İtiraflar diye bir kısım var. Bu kısımda bahsi geçen, üstadın başka yerlerde de andığı, belli ki üstadın cinine dokunmuş bir kitap var, Paul Nizan: Aden Arabie. Meğer bir efsaneymiş. Bu vesileyle biraz eyleşmek isterim.

Okumaya devam et “Akademik Aklın Eleştirisi: Hamiş”

Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Yanıyor mu Yeşil Köşkün Lambası

19. yüzyıl sonlarındaysa Pera’dan başlayarak, ama hızla İstanbul’un tüm semtlerinde yaygınlaşarak koridorlu konutlar belirdi. Bu değişim daha erken 1930’lardan başlayarak ‘salkım plan’ olarak adlandırılabilecek bir ev tipolojisine doğru evrilecekti. Evin ön cephesinde salon, yanında mutfak ve arkada bir koridora dizilmiş banyo, tuvalet ve yatak odaları ‘salkım’ı doğmuştu. Bu tipoloji 1980’lerde tüm Türkiye kentlerinin orta ve üst gelir gruplarının standart, hatta aksi düşünülemez konut planı haline gelecekti. Ancak 2000’lerde bunun dışında farklı işlevsel özelleşme denemeleri başlamıştır. Hâlâ çekingen bir tempoyla yayılmaktadır.

Metis Yayınları Twitter hesabından yapılan bir paylaşımdan aldım bu paragrafı. Uğur Tanyeli’nin son kitabı Gerilimli Değişim’de yer alan paragraf kitabın tanıtımı amacıyla yapılan paylaşımda kullanılmış. Metis, kitap çıktığından beri periyodik aralıklarla yaptığı paylaşımlarında kullanıyor bu kitaptan yaptığı alıntıları. Bunları Ece Ayhan’ın tabiriyle ‘alınlık’ olarak alıp buraya koymamda bir sakınca yoktur sanıyorum. Bu ‘alınlık’tan yola çıkarak kitabın ilmi mütalaasını yapmaya niyetlenmedim. Böyle uluorta karşıma çıkınca biraz çevresinden dolanayım istedim. Daha önce de yaptığım bir şeyi, Tanyeli’yi nesneleştirmeyi deneyeceğim.

Okumaya devam et “Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Yanıyor mu Yeşil Köşkün Lambası”