Akademide Boykot*

Sinan Omacan şurada yayınlanan programların ilkinde “eleştirisi yoksa mimarlık, deterjan gibi bir şey olur” minvalinde bir şeyler demişti. Profesyonel mimar Sinan Omacan ve İTÜ’de akademisyenlik yapan Funda Uz birlikteliğinde yayınlanan bu programlar dizisi mimarlara hitap eden ve mimarlık eleştirisi yapmayı gündem edinmiş yayınlar olduğu için böyle çarpıcı ve davetkar başlangıçları vardı. Sonra ne oldu; benim ilgim bitti, Onlar on küsur program daha yapmışlar ama başlangıçta sözü edilen mimarlık eleştirisini bulabilmişler mi bilmiyorum.

Yıllar evvel purocu-marksist-italyan abimiz Manfredo Tafuri böyle bir şeyin bulunamayaccağını yazmış. O’na göre bulunacak şey ancak operative criticism olarak adlandırılabilirdi. bunun dışında bir eleştiri alanı aramaya kalkmanın tek gerekçesi mimarlığın deterjandan farklı bir şey olması gerektiğine duyulan tarifsiz acı olabilir.

Okumaya devam et “Akademide Boykot*” →

Çeviri Mimarlık Edebiyatı: Şehir Efsanesi

Bu yazı şu yazının bir devamı olarak da okunabilir. Aslında ona ilaveler yapmak niyetiyle oturmuştum fakat fazla uzadı, ayrı bir başlık açmak gerekti. Daha da uzayacak gibi duruyor. İtalyan mimar Aldo Rossi’nin yazdıkları dolayısıyla epeydir kafamda biriken şeyleri ayıklama fırsatı buldum sanıyorum. Ayıklamak için yazıyorum.

Okumaya devam et “Çeviri Mimarlık Edebiyatı: Şehir Efsanesi” →

Mimarlık Vakti

usta olduğunu aklından çıkarma
avantajlarından faydalan
hata yapmama ya da az hata çok az avantajı
pişman olacağın şeyleri yapmama avantajı
bir sınır koyabilme
saygı duyuluyor olma avantajı
herkes bunun için çırpınıyor
korkuyla karışık saygı duyuluyor olma avantajı
bir adım yaklaşmaya çekiniliyorsa
bir adım yaklaşmalarına izin verme

*Sijo, Mehmet Davut Özdal,

Okumaya devam et “Mimarlık Vakti” →

Bourdieu Sevdası: Oyun

Bu yazı, şu yazının bir devamı olarak okunabilir. Özetle, yakın zamanda ummadık bir şekilde karşıma çıkan Bourdie’nun rüzgarına, bir okur olarak neden ve nasıl kapıldığımı; sıradan bir okumanın vereceği okuma zevkini duymak dışında O’nun cehdiyle açılan yolları yürümeye değer bulduğumu; giderek ganimete talip olacağımı söylemiştim o yazıda. Bu bağlamda son üç ay, yeni karşılaştığım Bourdie’nun yeniliğini eskitebilmek için O’ndan ne bulduysam okumaya çalıştığım bir dönem oldu. Bu sürede edindiğim ortalama fikir sayesinde artık üstadın zanaatini daha adil, okur-yazar ilişkisinin okur lehine nisbeten dengelendiği bir zeminde karşılayabileceğimi düşünüyorum. Böylece bu zeminde oynayan başka oyuncuların oyunlarını da izleme imkanım oldu. Oyunda ilerledikçe bazı oyuncuların manevralarını tanıyabilir oldum. İki tanesini mesele etmeye değer buldum. Onları yazacağım.

Okumaya devam et “Bourdieu Sevdası: Oyun” →

Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Mimari Tasarım*

Fragmanları hikayenin parçası kılmak determinasyonu “içerden” kurmakla mümkün olur. Determinasyonu “içerden kurmak” da ortaya çıkacak artifaktın en maddisinden en semboliğine kadar tüm unsurlarını birbirlerinin koşulu, nedeni kılmak, hepsini birbirine sıkı sıkıya “kenetlemektir“. Hiç bir unsuru, hiç bir tercihi “sahipsiz”, “başıboş” bırakmama çabasıdır. Böyle bir arayışta, örneğin “Çevre çok monotondu, biraz renk katmak istedim!”, “Şehir kalesinin burçlarını çağrıştırmayı amaçladım!”, “Bizim geleneklerimizden de bir şeyler taşısın istedim!” ya da tersine “Çağdaş bir tutum almaya çalıştım!” gibi ifadelere hiç yer yoktur, çünkü benzeri ifadeler hep başıboş ve sahipsiz kalmışlığın bıraktığı boşluğu “dışarıdan” doldurmak için sarfedilirler. O nedenle de “gevşektirler”, tasarım pratiği sırasındaki bir gevşekliğin, dolayısıyla da fragmanterleşmeye teslim olmanın ifadeleridirler. Gerilim yaratacak, bağlamsızlıkla sürtüşecek güçteki bir duruş ancak “içerden” bir kurguyla, bir iç kenetlenmeyle mümkün olur. Burada sözü edilen kenetlenmeyi “tutarlılıkla” karıştırmamak gerekir. Tutarlılık, unsurların ayrı ayrı kalarak birbirlerine yakıştırılmaları, birbirlerine uydurulmaları, yanyana gelmeleridir. Oysa kenetlenme “öğütme” üzerine kuruludur. Öğütmek, işlemek, işlemden geçirmektir; başka bir yerde, başka bir ortamdaki ortaya çıkıştan farklılaştırmak, özgülleştirmektir. Her unsur diğerleri tarafından öğütülerek ve onları öğüterek, ötekilere nüfus ederek ve kendisini nüfus edilebilir kılarak, içinde yer aldığı bağlamı bir bünyeye, organizmaya dönüştürür. İçsel kurgu, doğası gereği fragmanter olan “dışsal verileri” de (program, yer, bütçe, imar koşulları, beğeni örüntüleri vs.) öğüterek kendi içine katmaya, bünyesine kenetleyerek unsurları arasına dahil etmeye çalışır.

Bu paragrafı öğrenciyken okumuş, epey etkilenmiş bir kenara koymuştum. İhsan Bilgin’in Han Tümertekin üzerine Arredamento Mimarlık‘ta yayınlanan bir yazısından aldığımı hatırlıyordum, o yazıyı şurada yayınlanmış buldum. Yazının tamamını tekrar okumaya gerek duymadım. Çünkü yeniyetmeliğimde karşılaştığım bu paragrafın müstakil olarak bende uyandırdığı heyecanı, aradan geçen 15 yılın ardından masaya yatırmak istedim. O zaman beni düşüren hileleri, şimdi daha kolay tanıyabildiğimi sanıyorum. Bakalım.

Okumaya devam et “Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Mimari Tasarım*” →