Akademik Aklın Eleştirisi: Hamiş

Bir siyah gözün bakışı ve bir taze ağzın gülüşü gibi, izah edilmeksizin kendiliğinden anlaşılan şiiri duymak için en iptidai asabi teçhizattan mahrum olan hoca şiiri imla sarf ve nahiv meselesi halinde anlatamadığı gün kürsüde söyleyeceği artık bir tek söz kalmamıştır.*

Şurada Bourdieu’nun Akademik Aklın Eleştirisi kitabının, üstadın külliyatı arasında ayrı bir yeri olduğunu düşündüğümü söylemiştim. Bu kitabın tadını çıkarıyorum bugünlerde. Altı bölümden oluşan kitabın birinci bölümünün sonunda Hamiş: Kişisel Olmayan İtiraflar diye bir kısım var. Bu kısımda bahsi geçen, üstadın başka yerlerde de andığı, belli ki üstadın cinine dokunmuş bir kitap var, Paul Nizan: Aden Arabie. Meğer bir efsaneymiş. Bu vesileyle biraz eyleşmek isterim.

Okumaya devam et “Akademik Aklın Eleştirisi: Hamiş” →

Küfre yaklaştıkça inancım artıyor: Pierre Bourdieu

Burada yazdıklarımı genelde ‘mimarlık edebiyatı’ başlıklı sütunda topluyorum. Aslında mimari yazın veya mimarlık literatürü diye de bilinen birikimi; akademik veya profesyonel mimarların yazıp yayınladıkları metinleri mesele ediyorum. Türkiye’de ve Türkçe yazılanlar için Türkçe Mimarlık Edebiyatı alt başlıklardan biri. Henüz çok yazamasam da Akademik/Lirik/Ütopik/Çeviri Mimarlık Edebiyatı gibi alt başlıklar da oldu, olacak. Bu yazıda benim serüvenlerim olacak.

Okumaya devam et “Küfre yaklaştıkça inancım artıyor: Pierre Bourdieu” →

Çeviri Mimarlık Edebiyatı: Arketon*

Bir kitap vesilesiyle özelde Arketon’un genelde Türkiye’deki mimarlık yayıncılığının serencamına giriş yapmış bulundum. Buradan öteye yol var.

Okumaya devam et “Çeviri Mimarlık Edebiyatı: Arketon*” →

Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Cogito, ergo sum

Belki de cevap, İstanbullu’nun kentinin fiziksel çevresini var eden bileşenleri nesne olarak kavrama evresine gelemeyişiyle bağlantılıdır. İnşai çevre ve yapılar, hala toplumsal ilişkiler ve bayatlamış büyük tarihsel anlatılar içinde (yani nostaljik olarak) ama birer nesne olarak mesafelenerek irdelenememektedir. Daha da çarpıcı olan, kentsel elemanların nesne haline getirilemediği bu metropolde olup bitenin aslında öznesiz bir modernleşme olarak nitelenmesi gerektiğidir.

Okumaya devam et “Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Cogito, ergo sum” →

Türkçe Mimarlık Edebiyatı: ‘Güvercin’

Otel, banka, mektep, iskele, şimdi dışarıdan minaresi ve içeriden minberi eksik birer cami karikatürüdür. Bu tarz inşa usulüne mimarlarımız “Türk Mimarisi” diyorlar. Hakikaten bu çirkin taş yığınları Türk Mimarisi midir?  O halde güvercinler neye bu mimariyi bir türlü sevmiyorlar?

Çini gibi, şark mimarisinin mütemmimi olan güvercinler, semanın her köşesinden üşüşerek, kubbe ve minare olan yerlerde küme halinde toplanırlar. Sinan’ın en hakiki hayranları, şadırvanlar etrafında, fıskiye, fıskiye serpintileri ve kavs-ı kuzahları içinde oynaşan bu lacivert kanatlardır.

Halbuki güvercinler, ne ecnebi banka binalarının sahte arabesklerine, ne  de Evkaf hanlarıyla Seyr-i Sefain İskelelerinin kubbelerine ve süslü saçaklarına aldanıyorlar. Düyun-u Umumiye’nin damları üstüne bir güvercinin konduğunu henüz bir kimse görmemiştir. Güvercin, şayan-ı hayret bir anlayışla usta Sinan ve Kasım’ı aciz mukallitlerinden ayırmakta zerre kadar tereddüt göstermiyor.

Büyük mimarlarımızın bazen fikir danışması için, sanayi-i nefise encümenine bir güvercinin de aza intihab edilmesi acaba muvafık olmaz mıydı?

Okumaya devam et “Türkçe Mimarlık Edebiyatı: ‘Güvercin’” →