Bir siyah gözün bakışı ve bir taze ağzın gülüşü gibi, izah edilmeksizin kendiliğinden anlaşılan şiiri duymak için en iptidai asabi teçhizattan mahrum olan hoca şiiri imla sarf ve nahiv meselesi halinde anlatamadığı gün kürsüde söyleyeceği artık bir tek söz kalmamıştır.*
Şurada Bourdieu’nun Akademik Aklın Eleştirisi kitabının, üstadın külliyatı arasında ayrı bir yeri olduğunu düşündüğümü söylemiştim. Bu kitabın tadını çıkarıyorum bugünlerde. Altı bölümden oluşan kitabın birinci bölümünün sonunda Hamiş: Kişisel Olmayan İtiraflar diye bir kısım var. Bu kısımda bahsi geçen, üstadın başka yerlerde de andığı, belli ki üstadın cinine dokunmuş bir kitap var, Paul Nizan: Aden Arabie. Meğer bir efsaneymiş. Bu vesileyle biraz eyleşmek isterim.
Yazarın ilk kitabı olarak 1931’de Fransa’da yayınlanmış bu kitap. Efsaneye göre Paul Nizan’ın okuldan arkadaşı Sartre’ın yazdığı önsözle 1960 yılında yapılan ikinci baskısının dönemi fransız entellektüel yaşamında sarsıcı bir etkisi olmuş. Fransa’da o zamanın genç okurları Bourdieu’nun da dahil olduğu şu meşhur 68 kuşağı. Aynı kuşaktan Türk entellektüellerin de bu atmosferi solduğuna bir örnek, Türkiye’de ilk kez 2008 yılında Kanat Kitap tarafından yayınlanan Aden Arabistan çevirisini konu alan, internetten erişebildiğim tek yazının Özdemir İnce tarafından yazılmış olması olabilir. Kitabın ikinci baskısının (künyesinde ilk baskısına atıf yapmadan) Ayrıntı Yayınları tarafından 2019 yılında yapılmış olmasına bakarak, kitabın çok yavaş sattığı; internette bulunabilen güncel değerlendirmesinin yokluğuna bakarak da, günümüzün matbuat piyasasında pek etkili olmadığı söylenebilir. Ben de yazarın adını ilk kez duymuştum. Şuraya bakılırsa şimdiye kadar beş farklı kitabı türkçeye çevrilerek yayınlanmış: ikisini Özdemir İnce ve Telos 90’larda yayınlamış, 2000’lerde Aden Arabistan ve yakın zamanda Sel Yayınları iki yeni romanı. Bu kitaplar ve Paul Nizan dolayısıyla gelişen bir gündeme de rastlamadım. Fakat Paul Nizan ve Aden Arabie‘nin, türkçeye çevrilmeden çok önce, henüz fransızcasından İsmet Özel’in cinine tasallut olduğuna kalıbımı basabilirim. Bu asla bir telif meselesi olmayıp ancak izah edilmeksizin kendiliğinden anlaşılan şiiri duymak teçhizatını gösterir.
Ben Önce Nizan’ın metnini, sonra Sartre’ın önsözünü okudum. Sartre’ın kıvrak, dekoratif metni eskimiş sayılabilir. Nizan’ınki ise dümdüz ve hala güncel. Beyaz yakalı bir işçinin çocuğu olarak taşradan Paris’e okumaya gelen, Ecole Normal’de felsefe okuyan Nizan’ın içinde bulunduğu ortama uyum sağlayamayıp öfkeyle Aden’e kaçış ve bir süre orada çalıştıktan sonra ‘nihayet savaş açacak‘ durumda Paris’e dönüşünü hikaye eder: “Kaçış hiçbir şeye yaramaz. Burada kalıyorum.” Sonrasını biyografilerinde ve Sartre’ın metninde bulmak mümkün. Nizan Fransız Komünist Partisi saflarında savaşa katılır. Bu kitabı bu yeni cephenin ilk yıllarında yayınlar. İkinci Dünya Savaşına doğru parti içi siyasi ihtilaflar artmasıyla nihai cepheye sürükler kendini. Partiden istifa ederek katıldığı askeri cephede öldürülür(1940).
Gerisini Sartre anlatıyor: Partiden ayrıldıktan sonra ihanetle suçlanarak itibarsızlaştırılmaya çalışılmış, bu operasyon başarılı olmuş da, Nizan’ın bıraktığı eserleri uzun süre ilgi görmemiş. Derken bu ilk kitabın yayınından 30 yıl sonra ikinci baskısı yapılmış. Bu yayın bir iade-i itibar vesilesi olmuş. “Ama iki önemli nedenden bu önsözün gerekli olduğuna inanıyorum: Ona iftira edenlerin kurnaz alçaklığını herkese göstermek; gençlerden Nizan’ın sözlerine gereken değeri göstermelerini istemek.”*** diye yazmış Sartre ve böylece kitabı patlatmış, gençler gereken değeri göstermişler. Ben Sartre’ı okumadım, bilmezdim. Bugün konuşabilseydim, neden Nizan’ın sözünün kıymetini göstermek için 30 yıl beklediniz derdim. Ki önsözünün bir yerinde Aden Arabie’nın ilk yayının diğerleri gibi kendisini de rahatsız ettiğini söyleyerek, kendisinin de muhatap olduğun sözün kıymetinin zamanla ‘gördüğünü’ itiraf etmiş. Yani 30 yılda neyin değiştiği önemli. Bourdieu sık sık Sartre isminin o dönem entellektüel alanın mutlak hakimi olduğunu söyler. Hamiş: Kişisel Olmayan İtiraflar‘da O’nun etkisine karşı gelişen cılız yönelimlerden de bahseder. Zaten önsözünde Sartre’ın o gürbüz tonunu duymak mümkün. Tabi bu itibar dolayısıyla, Şair İsmet Özel’in önüne geldiğini, en azından 50 sene sonra Türkçeye çevrilmiş olduğunu da bilirim. Ama gene de Sartre’dan hoşlanmadığımı söyleyebilirim. İnsan arkadaşını okurlarına açarken tonunu bilmeli.
ve ben güneş altında kendini bize öptüren neyse
gece onun kimlerle buluştuğunu araştırdım **
Burada Şair İsmet Özel’in savaşçı Paul Nizan’dan nasıl etkilendiğini masaya yatırmayacağım. Aden Arabistan‘ı okurken sürüklendiğim atmosferi ben İsmet Özel’den tanıyordum. Şairin bilhassa Evet, İsyan (1969), Cinayetler Kitabı (1975), Celladıma Gülümserken (1984) kitaplarında ortaya çıkan şiir güzergahında Paul Nizan’ın bu metninin atmosferik etkilerinde oluştuğunu düşünüyorum. Hatta Waldo Sen Neden Burada Değilsin (1988) metninin kurgusunu bizzat Aden Arabistan‘a borçlu olduğunu düşünüyorum.Mesela Google AI Overview şöyle yazmış Waldo için: bireysel isyan, duruş ve hakikat arayışının bedeli olarak “burada” (doğru yerde) olmama halini sorgular. Bu brütal özet Aden Arabistan için de geçerlidir. Bunlar benim okur olarak tespit edebildiğim yakınlıklar. Bu yakınlıkları tanıdığıma fevkalade memnunum. Edebi bir değerlendirme ancak aralarındaki farkların hesaba katılmasıyla yapılabilir. Benim işim değil. Buradan yola çıkarak şairimi itham ediyor da değilim. Bilakis O’nu izah edilmeksizin kendiliğinden anlaşılan şiiri duymakla onurlandırmak isterim. Nizan’ın cinini tanıyarak, sesine giderek, kavgaya çağıran sesine sahip çıkarak onu işleme mahareti göstermesi sayesinde bize yeni ulaşan Nizan’ın sesini tanıyabilme imkanı vermiştir.
Kavga neresidir? Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. Neredeysek orasıdır. Ben neredeyim? Bir taraftan, okurken, okuduklarımın, yazarken yazdıklarımın akışıyla sürüklendiğim bir düşüncedeyim. Bunlardan bağımsız olarak bir fiziksel çevre, fiziksel meşgaleler içerisinde bir yerdeyim. Bu ikisinin ayrı alemler olduğunu kabul ederek oyuna devam ediyorum. Bu oyunda eskidikçe (yaşlandıkça) düşünce aleminde okunanın yerlerde olup bitenle , gerçekle çelişebildiğini ve ona tahakküm kurmaya, onu icabında örtmeye yönelik işleyen taraflarını görebiliyorum. Bunun öyle olmayan tarafları olduğunu da biliyorum. Öyleyse bir okurun öncelikli meselesi okunanın işlevine, bu bağlamdaki tarafını ayırt etmeye yönelik olmalıdır diyorum. Bu kavga eskimeyen bir kavga, adını Paul Nizan bir asır evvel koymuş: Çünkü tek yapılması gereken öncelikle ortalıktaki masalları derdest edip mucitlerine iade etmek.*** İsmet Özel’de ve Bourdieu’da yankılanmış ve beni bulmuş. Bu da bu savaşın ganimeti.
Kısacası Bay C. birtakım ses dalgalarına megafon hizmeti görüyor ve bunları sadakatle yankılıyordu. ***
**Devam edecek.
*Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar (Piyale önsözü), Ahmet Haşim, 1926
**Akdenizin Ufka Doğru Mora Çalan Mavisi, İsmet Özel, 1974
***Aden Arabistan, Paul Nizan: çev. Şule Çiltaş Solmaz, Ayrıntı Yaayınları; 2019
