Bourdieu Sevdası: Oyun

Bu yazı, şu yazının bir devamı olarak okunabilir. Özetle, yakın zamanda ummadık bir şekilde karşıma çıkan Bourdie’nun rüzgarına, bir okur olarak neden ve nasıl kapıldığımı; sıradan bir okumanın vereceği okuma zevkini duymak dışında O’nun cehdiyle açılan yolları yürümeye değer bulduğumu; giderek ganimete talip olacağımı söylemiştim o yazıda. Bu bağlamda son üç ay, yeni karşılaştığım Bourdie’nun yeniliğini eskitebilmek için O’ndan ne bulduysam okumaya çalıştığım bir dönem oldu. Bu sürede edindiğim ortalama fikir sayesinde artık üstadın zanaatini daha adil, okur-yazar ilişkisinin okur lehine nisbeten dengelendiği bir zeminde karşılayabileceğimi düşünüyorum. Böylece bu zeminde oynayan başka oyuncuların oyunlarını da izleme imkanım oldu. Oyunda ilerledikçe bazı oyuncuların manevralarını tanıyabilir oldum. İki tanesini mesele etmeye değer buldum. Onları yazacağım.

Okumaya devam et “Bourdieu Sevdası: Oyun”

Akademik Aklın Eleştirisi: Hamiş

Bir siyah gözün bakışı ve bir taze ağzın gülüşü gibi, izah edilmeksizin kendiliğinden anlaşılan şiiri duymak için en iptidai asabi teçhizattan mahrum olan hoca şiiri imla sarf ve nahiv meselesi halinde anlatamadığı gün kürsüde söyleyeceği artık bir tek söz kalmamıştır.*

Şurada Bourdieu’nun Akademik Aklın Eleştirisi kitabının, üstadın külliyatı arasında ayrı bir yeri olduğunu düşündüğümü söylemiştim. Bu kitabın tadını çıkarıyorum bugünlerde. Altı bölümden oluşan kitabın birinci bölümünün sonunda Hamiş: Kişisel Olmayan İtiraflar diye bir kısım var. Bu kısımda bahsi geçen, üstadın başka yerlerde de andığı, belli ki üstadın cinine dokunmuş bir kitap var, Paul Nizan: Aden Arabie. Meğer bir efsaneymiş. Bu vesileyle biraz eyleşmek isterim.

Okumaya devam et “Akademik Aklın Eleştirisi: Hamiş”

Küfre yaklaştıkça inancım artıyor: Pierre Bourdieu

Burada yazdıklarımı genelde ‘mimarlık edebiyatı’ başlıklı sütunda topluyorum. Aslında mimari yazın veya mimarlık literatürü diye de bilinen birikimi; akademik veya profesyonel mimarların yazıp yayınladıkları metinleri mesele ediyorum. Türkiye’de ve Türkçe yazılanlar için Türkçe Mimarlık Edebiyatı alt başlıklardan biri. Henüz çok yazamasam da Akademik/Lirik/Ütopik/Çeviri Mimarlık Edebiyatı gibi alt başlıklar da oldu, olacak. Bu yazıda benim serüvenlerim olacak.

Okumaya devam et “Küfre yaklaştıkça inancım artıyor: Pierre Bourdieu”

Cephede Mitralyöz Ayna Gibi Parlıyor

Memleket liberal esiyordu. Biz de olabildiğince herkesi dinleyebilmek için her yere gidebilecek kadar saftık. Murat Belge’yi dinlemeye gitmiştik Fahrettin’le Bilim ve Sanat Vakfı’na. Gündem neydi hatırlamıyorum. Şöyle bir cümle geçmişti, onu hatırlıyorum: “O zamanlar tabi cevaplar roman yazılarak veriliyor, gazeteden filan değil.” Saloncak gülmüştük, o yüzden yer etmiş olsa gerek. Yerini de şimdi buldum.

Okumaya devam et “Cephede Mitralyöz Ayna Gibi Parlıyor”

Yahya Kemal’e merhaba

İnanılmaz şair Yahya Kemal’in şiirleri var, fakat kitabı yoktu.

Vecize Abdülhak Şinasi Bey’in. Şair öldükten hemen sonra, kitapları henüz yayınlanmadan evvel söylenmiş. Yahya Kemal’in ilk kitabı Kendi Gök Kubbemiz 1961 yılında, şair öldükten 3 yıl sonra yayınlanmış. Koskoca Yahya Kemal’in kitaplarının yayınının bu kadar geç bir tarihte yapılmış olması tuhaf. Söz konusu olan, en azından benim okuduğum kadarıyla, ‘Yeni Türk Şiiri’nin şairleri tarafından baş köşeye oturtulan bir şair. Nazım Hikmet’ten, İsmet Özel’e kadar aksine rastlamadım. Bunun neden böyle olduğu bu yazının konusu değil. Bu yazıda kurcalamak istediğim şey, Yahya Kemal’in Kitaplarının Basılması Meselesi. Bir çok açıdan dikkate değer bir yayıncılık hadisesi olduğunu düşünüyorum. Bakalım.


Okumaya devam et “Yahya Kemal’e merhaba”