Fragmanları hikayenin parçası kılmak determinasyonu “içerden” kurmakla mümkün olur. Determinasyonu “içerden kurmak” da ortaya çıkacak artifaktın en maddisinden en semboliğine kadar tüm unsurlarını birbirlerinin koşulu, nedeni kılmak, hepsini birbirine sıkı sıkıya “kenetlemektir“. Hiç bir unsuru, hiç bir tercihi “sahipsiz”, “başıboş” bırakmama çabasıdır. Böyle bir arayışta, örneğin “Çevre çok monotondu, biraz renk katmak istedim!”, “Şehir kalesinin burçlarını çağrıştırmayı amaçladım!”, “Bizim geleneklerimizden de bir şeyler taşısın istedim!” ya da tersine “Çağdaş bir tutum almaya çalıştım!” gibi ifadelere hiç yer yoktur, çünkü benzeri ifadeler hep başıboş ve sahipsiz kalmışlığın bıraktığı boşluğu “dışarıdan” doldurmak için sarfedilirler. O nedenle de “gevşektirler”, tasarım pratiği sırasındaki bir gevşekliğin, dolayısıyla da fragmanterleşmeye teslim olmanın ifadeleridirler. Gerilim yaratacak, bağlamsızlıkla sürtüşecek güçteki bir duruş ancak “içerden” bir kurguyla, bir iç kenetlenmeyle mümkün olur. Burada sözü edilen kenetlenmeyi “tutarlılıkla” karıştırmamak gerekir. Tutarlılık, unsurların ayrı ayrı kalarak birbirlerine yakıştırılmaları, birbirlerine uydurulmaları, yanyana gelmeleridir. Oysa kenetlenme “öğütme” üzerine kuruludur. Öğütmek, işlemek, işlemden geçirmektir; başka bir yerde, başka bir ortamdaki ortaya çıkıştan farklılaştırmak, özgülleştirmektir. Her unsur diğerleri tarafından öğütülerek ve onları öğüterek, ötekilere nüfus ederek ve kendisini nüfus edilebilir kılarak, içinde yer aldığı bağlamı bir bünyeye, organizmaya dönüştürür. İçsel kurgu, doğası gereği fragmanter olan “dışsal verileri” de (program, yer, bütçe, imar koşulları, beğeni örüntüleri vs.) öğüterek kendi içine katmaya, bünyesine kenetleyerek unsurları arasına dahil etmeye çalışır.
Bu paragrafı öğrenciyken okumuş, epey etkilenmiş bir kenara koymuştum. İhsan Bilgin’in Han Tümertekin üzerine Arredamento Mimarlık‘ta yayınlanan bir yazısından aldığımı hatırlıyordum, o yazıyı şurada yayınlanmış buldum. Yazının tamamını tekrar okumaya gerek duymadım. Çünkü yeniyetmeliğimde karşılaştığım bu paragrafın müstakil olarak bende uyandırdığı heyecanı, aradan geçen 15 yılın ardından masaya yatırmak istedim. O zaman beni düşüren hileleri, şimdi daha kolay tanıyabildiğimi sanıyorum. Bakalım.
Evvela şunu söyleyeyim rahmetli İhsan Bilgin, Günkut Akın‘la birlikte Türkçe Mimarlık Edebiyatına katkıda bulunanlar arasından en sevdiğim ve saydığım iki isim olabilir. Her ikisi aynı dönemde mimarlık eğitimi almış, İhsan Bilgin butik sayılabilecek profesyonel mimarlık işleri yapmayı denemiş, Günkut Akın akademisyen. Her ikisi de ‘hoca’ olarak mimarlık çevrelerinde yer etmiş bu iki ismin öğrencisi olmasam da, dağınık halde farklı derlemelerde bulunabilen, henüz kitaplaştırılmamış yazılarının meraklısı oldum. Akranları Uğur Tanyeli’nin sürekli dolaşımda kaldığı, belki her sene bir kitabının ürünleştirildiği piyasada Onların isimlerine pek de rastlamıyor olmak da bir veridir. Belki konuşma imkanımız olsaydı, okurları olarak sezdiğim İhsan Bilgin’in liberal veya Günkut Akın’un aydınlanmacı yaklaşımları dolayısıyla muarız olabilirdik. En azından şuradaki yazısından Günkut Hoca’nın İhsan Hoca’ya, liberalliği dolayısıyla, muarızlığını da sezmek mümkün. Ezcümle, okurları olarak mimarlık olayının kavranmasına ilişkin soru ve sorunsallar anlamında Onlardan epey nasiplendim. Saygılar.
Epeydir ortalıkta gözükmeyen İhsan Bilgin’in izine bu sene başlarında trend olan Masumiyet Müzesi gündemine, sokulmaya çalışan Arkitera’nın bir sosyal medya postunda rastladım. Önce müze,ve roman, son olarak da dizi olmasıyla epey gündem olan Masumiyet Müzesi’nin bu vesileyle ziyaretçi akınına uğrayan binasının vaktiyle mimari tasarımını yapan İhsan Bilgin’le bu bina üzerine yapılan söyleşiye gönderiyor post. O zaman link’e tıklamamıştım, Söyleşiye şimdi üstünkörü baktım aşağıda aktaracaklarımı doğrulayacak bir veri bulmak için ama bulamadım. Gene de İstanbul Bilgi Üniversitesi’de mimarın öğrencisi olan eşim Sena’dan dinlediğim kadarıyla Hoca’nın bu binanın tasarım sürecine dair öğrencilerine aktardıklarını veri olarak alacağım. Bu veriyi başka bir vesileyle hatırladım, onu da açacağım, sonra da başta alıntıladığım paragrafa bağlanacağım.


Bu hikayeye göre, Masumiyet Müzesi binasının mimari tasarım sürecinde İhsan Bilgin ve Orhan Pamuk bir noktada muarız olmuşlar.
Şiirde her şeyden evvel ehemmiyeti haiz olan kelimelerin manası değil cümledeki telaffuz kıymetidir.
*Devam edecek.
