Bir Açılış; Bir Kapanış

Bugün YKKS cephesi kente inanılmaz bir açılım.

Bu blogda şimdiye kadar çıkan yazılar genelde halihazırda  zihnimi meşgul eden olan meseleleri ‘artık’ yazıya dökebilmek için verdiğim  uğraşın sonucu olarak ortaya çıktı. Vaktiyle karşıma çıkan metinlerden, kendime mesele edeceğim paragrafları buraya biriktirmiştim. İsmi ve formatı yıllar içinde benim değişen heveslerime bağlı olarak değişse de, bu alıntıları derlediğim, gündemimi diri tutmak için de ufak ufak notlar aldığım  blog hep vardı.  Artık iş çıkışı uğramıyorum buralara, işim bu. Bu bağlamda gündemimde olmayan, muhtemelen bundan sonra da olmayacak olan bir şeyi yazmak, yazıcılık performansımı bir de böyle değerlendirebilmek istedim. Bu yazıyı yazmak için bir mesele edindim: önümde bir bina ve ona ilişkin bir yayın var. Vaktiyle bu binanın methini birbirinden bağımsız üç arkadaştan ayrı ayrı duymuştum. Nesi varmış diye gidip bakmıştım bu meşhur binaya: hani sıradan bir bina değildi, konuşulması normaldi ama övülecek pek bir şey de yoktu. Hatta garabet sayılabilirdi. Muhtemelen arkadaşlarınki kulak dolgunluğuydu. Şimdi bu yazı vesilesiyle, bina monografisi sayılabilecek kitabı da kurcalayınca bildim; meydan padişahın dağlar bizimdir.


Söz konusu bina YKKS diye anılıyor, Yapı Kredi Kültür Sanat’ın kısaltması. Ben de öyle anacağım. YKKS tünel meydanına bakıyor. Aynı konumda yer alan eski bina 2010-2017 arasında bir renovasyon geçirmiş. Teğet Mimarlık tarafından hazırlanan mimari proje doğrultusunda yapılan renovasyon uygulaması sonucunda ortaya çıkan bina sağdaki fotoğrafta görünüyor. Soldaki ise mimari tasarım sürecinin başında mimar Mehmet Kütükçüoğlu tarafından yapılan ilk eskiz. Bu ikisi arasındaki fark, renovasyon sürecinin pek de başta umulduğu gibi geçmediğine işaret.

Görselleri aldığım YKKS ; Kente Bir Açılım kitabı ise 2018’de YKY tarafından yayınlanmış. Cemal Emdem’in fotoğrafları ve Teğet Mimarlık’ın hazırladığı mimari proje görsellerinin yanında, Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanmış metinler var. Metinler Burcu Kütükçüoğlu (evet eşi) ve Emiliano Bugatti tarafından hazırlanmış. Kaba bir özetle, bu süreçte yapılan ‘harika’ işleri, mimari öğeler ve kavramlar üzerinden hikayeleştirerek anlatılıyor. Mimari tasarım sürecinde alınan kararları, bu doğrultuda eski binaya yapılan müdahaleleri, binanın farklı işlevleri nasıl da harmanladığını filan öğreniyoruz. Hatta “Galatasaray Meydanı’nın güneybatı kenarını şeffaf yüzüyle tutan prizma, tasarımcılar tarafından ‘mikrokosmos’ olarak tanımlanıyor” filan. Bunun gibi binanın kendisinden çıkarılması mümkün olmayan epey yorum var. Mesela vurgulanan kente bir açılım olma hali nasıl bir şeydir binadan bunu anlamak mümkün değil.

Fakat aslında kitapta yer alan proje görsellerinden çıkarılabilecek bir nokta var ki, yorumcular bu konuya değinmemeyi tercih etmiş. Binanın mimari karakterini belirleyen esas şeyin değiştiğini farkettim renovasyon sürecinde. Projede sürecinde yer alan bir arkadaştan teyit ettim. Oraya geçmeden binanın mimari oluşumuna dair kitaptan aldığım kayda değer şeyleri yorum yapmadan özetleyeyim.

  • 1960 tarihli eski Yapı Kredi binanın yeni işlevlere cevap verecek şekilde yenilenmesi için 2010 yılında mimari proje yarışması açılmış. Teğet Mimarlık’ın önerisi kabul edilmiş.
  • Ana hatlarıyla Teğet Mimarlık önerisi : Yıkılması önünde yasal bir engel olmadığı halde, yerinin sosyo-kültürel bağlamına tutunmak için mevcut binayı kısmi olarak korumak; iki cepheden birini, caddeye bakan cepheyi yerinde bırakmak; tünel meydanına bakan cepheyi kaldırarak cephe yerine daha açık ve geçirgen olduğu varsayılan “şeffaf” mimari öğeler inşa ederek binayı ve mekanlarını caddeye eklemlemek. Bu mimari fikrin adı ‘kente bir açılım’ olmuş.
  • Zemin katta YKY kitabevi, üst katlarda farklı sergi alanları ve bir kütüphane daha üstte “Loca” olarak anılan bir salonu ve en üstte YKY ofisi yer alan binanın uygulama süreci 2017 yılında tamamlanmış.
  • Aynı yıl bina Architectural Review dergisi tarafından verilen New İnto Old ödülünü almış.

Mavi işaretleme yaya trafiğine atıfla yapıldı.
Maketler. Yukarıdaki fotoğrafta sağdaki eski bina, soldaki Teğet’in önerisi. Alltaki maket kesitinden binanın farklı işlev-mekanlarını seçmek mümkün.

İlk eskizlerde gördüğüm ve yukarıda anahatlarıyla özetlemeye çalıştığım mimari öneriyi değerlendirmeye çalışacağım. Biri vaziyet, biri görünüş, biri de kesit sayılabilecek üç farklı eskizde göze çarpan tek bir odak var : loca dedikleri hacim. Kesitte 4. katta. Caddeye açık. Bina özelinde değil, caddeyle birlikte işleyecek bir mekan. Mimar şöyle düşünmüş diye anlıyorum, ben buraya öyle bir şey yapayım ki caddedeki yaya akışını dolaysızca binanın içine alabileyim. Bu minvalde, cephe kaldırılmış ve sınırlayıcı mimari öğe olarak cephe bir kenara bırakılmış. Yerine caddenin uzantısı olarak çalışacağı varsayılan rampalar yerleştirilmiş ve böylece binaya dikkat eden yaya dolaysızca rampaları tırmanarak “loca”ya ulaşsın. Peki locada ne var? Bu kısmı eskizlerden anlaşılmıyor. Proje sürecinde yer alan bir arkadaştan öğrendim ki özel bir işlevi yokmuş, meydan olarak düşünülmüş. Bu yazının meselesi bu mimari tasarım projesi değil binanın kendisi olduğu için çok deşmeyeceğim ama zayıf ve çalışmayacak bir öneriymiş gibi geldiğini söyleyeyim. Tünel meydanı varken yukarıya meydan önermek, Kanal İstanbul kadar ‘tuhaf’.

Bu yazı özelinde beni alakadar eden kısım şu, ben şimdi bir yaya olarak gittiğimde binaya hiçte dolaysız girmiyorum. Öncelikle caddeye bakan cepheden “portiko” ya giriyor ve sonra gerideki güvenlik şeridinden geçerek rampayı tırmanabiliyorum. Bu meşakkatli yolun sonunda işe pek de cazip olmayan, söylendiği gibi işlevsiz veya farklı işlevlere ayak uydurabilecek bir alan değil gayet de artiküle edilmiş özel bir salonun cephesiyle karşılaşıyorum. İçeri giremiyorum da. İçine giremediğim alan şu aşağıdaki görselde yer alan “Loca” ya da performans salonu. Kütükçüoğlu’nun eskizlerinde odakta yer alan, benim eskizler üzerinde mavi yuvarlakla işaretlediğim alanda şimdi bu salon var. Haydaa.

Bu gudubet renovasyon sürecinin bir ürünüymüş. Yukarıdaki eskizden ve maketlerden çok net anlaşılan bir şey var: Binanın meydana bakan tarafı cepheyle kapatılmadığı için, loca denilen mekandan atılan top aşağıdaki polislerin başına düşebilir. Harbi açık, boş ve dolaysız erişilebilir yani. Öğrendiğim kadarıyla mimarın önerdiği bu dolaysızlık, uygulama sürecinde müşteri tarafından pek de uygun bulunmamış. Biri “Loca”yı rampaya kapatan, diğeri binayı caddeye kapatan camlar veya cepheler, başta öngörülenin aksine, yapımm sürecinde müşterinin isteğiyle uygulanmış. Belki de polisin kafasına top atılabileceğini öngörülmüştür. Artık sadece “Loca”dan sışarıyı seyretmek mümkün.Dolayısıyla ortaya çıkan bina, Teğet’in başta yaptığı önerinin vücut bulmuş hali değil. Teğet’in proje görseline bakarak, mimarların tahayyül ettiği binaya doluşan insan kalabalığını, aynı yeri kadraja alan bina fotoğrafına bakarak da ıssızlığı görmek mümkün. Kitapta değinilmeyen nokta bu.


Burada yanlış anlaşılmamak için söylemem gereken bir şey var, bu bina mimarın başlangıçta öngördüğü gibi yapılmadığı için yazık olmuş, öyle yapılsaydı bina gerçekten övgüye değer olurdu demeye asla getirmiyorum. Profesyonel mimar, başında, ortasında ve sonunda müşterisin isteğini yapar. Müşteri kente açılmak istemiştir, mimar bir yolunu bulmakla görevlendirilir. Müşteri sıradan bir binayı işletmektense, övgüye değer olduğu düşünülen bir binayı işletmek ister ve buna yatırım yapar. Bu böyledir. Böyleyken ben de biraz mimarın işi konusunda spekülasyon yapacağım. Kütükçüoğlu’nun ilk eskizlerinde görülen şey de, “kente açılmak” da, Rönesans Floransası’ndan “loca” çarpmak da, Türkiye’ye yolu düşmüş bir italyana binayı övdürmek de, müşterinin fikri olabilir. Olmayabilir de. Bunları bilmek bir şeyi değiştirmeyecek. Nihayetinde müşteri nin “ticari ve stratejik” kararlar almaya meyilli tabiatını bilsek iyi olur.

Bu yazıya otururken niyetim müşterinin tabiatını sorgulamak değildi. Övülen bir ‘Mimarlık’ işinin, nasıl övüldüğünü merak etmiştim. İlk övenler, övüp geçtiler. Ben de oralardan geçtim, övgüye değer bir şey bulamadım, mesele olmadı. Şimdi bu yazı vesilesiyle anıtsal methiye kitabını önüme koyduğumda, binaya yönelen mimari övgü biçimlerinin de müşterinin tasarrufuyla şekillendiğini gördüm veya görmek istedim de denebilir. Bu da böyledir. Genel olarak, müşterisinin rolünden yahut stratejisinden bağımsız, ‘saf’ mimari değerlendirme yapma yaklaşımının abesle iştigal olduğunu düşünmeye meyilliyim. Mesela aynı binayı eleştirdiği iddiasında olan bir örnek değerlendirme yazısı var şurada. Bu bir eleştiri değil, bir yorum. Mimari işi tartabilmek, ona emek verenler üzerinde etkisi olan kuvvetleri açarak ve ona talip olanların neyi bulduklarını aramakla mümkün olabilir diyorum.

1 thought on “Bir Açılış; Bir Kapanış”

Bir Deneme – raf9 için bir cevap yazın Cevabı iptal et