Okumaya devam et “Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Araf”1971 ‘de, 1968 devrimi sonrasını solumak üzere Paris’e bir “baskın” yapmıştık. “AA Arrive” (AA Geliyor) sloganı ile gittiğimiz Paris’te UP6’nın kahramanlaşmış düşünürü Henri Lefevre’den diyalektik materyalizm (özdeksel eytişimcilik) dersi alan Archigram ve öğrencileri, siyasal düşünce ile mimarlığın ilintisini pek kavrayamamışlardı. Doğal olarak Bouleverd Saint-Michel’de zırhlı araçlara bindirilmiş kalkanlı toplum polisine de pek anlam verememişlerdi. (Çünkü, ingiltere’de polisin görevi göstericileri korumaktı) Oysa kendi düşüncelerinin yeterince toplumcu olduğuna inanıyorlar ve en çok yakın yıllarda (1967) çıkmış ve çok etki uyandırmış olan Architecture of Revolution yazarı Anatol Kopp ile tanışmak istiyorlardı. Bolşevik devrimi sonrası gelişen Konstrüktivist mimarlık doğal olarak Archigram’ın “technophiliac” özlemleri ile birebir uyum içinde idi. Ama Paris’teki söylem, mimarlık ve çatkıdan çok siyaset içerikli idi. Ecole de Beaux Arts’ın avlusunda Parisli gençleri şaşırtmak isteyen Archigram, öğrencilerin aşırı siyasal ilgilerine şaşırmak durumunda kalmıştı. O ortamda, Archigram tutkusu ile 60-70 geçiş döneminde Türkiye’de öğrencilik yapmış olan bana, çok önemli bir düşünce yorumculuğu görevi düşüyordu. Paris’lere Archigram’ı ve AA’i, Londralılar’a da mimarlığın toplumsal bir eylem olduğunu anlatmak bana kalmıştı.
Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Cennet
Okumaya devam et “Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Cennet”Her koşul altında mutlak uyum içindeki tüm yaratıklar için çevre, her an cennettir. Ancak insan, bilincinin sağladığı fırsatla dünyanın yüce güzelliğini idrak edecek ve yaradılışın kurallarına uyarak, varlığın idrakini mümkün kılan referans noktalarını oluşturmak suretiyle çevresiyle uyumlu bir cennet inşa edebilir.
Sadeliğin müstesna değeri ile çeşitliliğin yarattığı çok boyutluluk dünyaya, tarihe ve geleceğe sorumluluk duygusuyla bakanlar için evi, şehiri bilinçle yaşayan bir cennet düzeyine eriştirir. Demir Evler tarihi tecrübenin değerlendirilmesi yoluyla elde edilecek çözümlemelerin insana ve varliğın olanaklarına duyduğumuz güvenin bir ürünü oldular.
Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Maruzat

Bu başlık altında hasbelkader takipçisi olduğum mimarların jestlerini masaya yatıracağım. Bu masayı döneminin eskiyi ihya etme iddiasındaki mimarlarına “Hani güvercinler nerede?” diye soran Ahmet Haşim kurdu. Buradayız diyorum. Mimarları veya mimarlık uzmanlarını iddialarından yakalamak için yazıyorum.
Okumaya devam et “Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Maruzat”Cephede Mitralyöz Ayna Gibi Parlıyor

Memleket liberal esiyordu. Biz de olabildiğince herkesi dinleyebilmek için her yere gidebilecek kadar saftık. Murat Belge’yi dinlemeye gitmiştik Fahrettin’le Bilim ve Sanat Vakfı’na. Gündem neydi hatırlamıyorum. Şöyle bir cümle geçmişti, onu hatırlıyorum: “O zamanlar tabi cevaplar roman yazılarak veriliyor, gazeteden filan değil.” Saloncak gülmüştük, o yüzden yer etmiş olsa gerek. Yerini de şimdi buldum.
Okumaya devam et “Cephede Mitralyöz Ayna Gibi Parlıyor”42
Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Reductio ad absurdum *
Okumaya devam et “Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Reductio ad absurdum *”TEĞET bir çok projede yaptığı gibi bu binada da, ikonik yapı birmlerinden oluşan bir çok kültürlü ve anakronistik bir kompozisyon ortaya koymuştur. Örneklerle açıklamak gerekirse; kitapçı 19. Yüzyıl Avrupa kütüphanelerinin cömert hacimli mekanları, oditoryum, İtalya’daki ya da İran’daki sarayların üst katlardan -ve kolonadlar ardından- meydana bakan locaları ve atriumda yükselen rampa ziguratların zigzakları akılda tutularak tasarlanmıştır. Model alınan bu arketipler YKKS’de, tarihsel ve coğrafi referanslarını öne çıkarmayan soyut bir ifadeyle yorumlanmıştır. Bu sayede, binanın dili, postmodern bir kolaj olmanın ötesine geçerek, mimari kültüre dair çağrışımları, anıları ve hisleri derinden canlandıran “modern” bir eklektisizm sergilemektedir.
Bir Açılış; Bir Kapanış
Bir Konuşma, Bir Soru
Okumaya devam et “Bir Konuşma, Bir Soru”Aradığı ne peki? Bir dinginlik, huzur aranıyor kuşkusuz. Bodrum Demir’de inşâ’ ettiği evleri sanırım bunun tipik bir göstergesi. Kendisi bu yolla, hakçalık, adalet, şeffaflık içinde, insanda modern tüketiciliğin yer etmesini hiç istemediği, (tüketici insan yeni şey satınalmaz o zaman) bir “belleği” kurmaya, inançla, duyarak, ayık düşünmeyi (Besinnung) bir biçimde yaratmaya çalışıyor. Ama sorun şurada: Eğer dilin içine doğup, orada saçılıp barınıyor ve de yine orada ölüyorsak, dilimiz belâmızdır da. O zaman Cansever’in gerçekleştirdiği yapılar ve hedeflediği çevreler, modern Da-sein’ımızın bu tüm saçılmışlığının parçalarını toplayıp nasıl biraraya getirecek? Hele İstanbul’da? Parolası bitmemişlik, parçalanmışlık olan bir tarih döneminde kimlerdir bu zor işin, yükün altına başarıyla imza atabilecekler? Yoksa bunlar (yine vulgar bir dille konuşacak olursam) varlıklı kesimin, o kesim içinde çok küçük bir parçanın erdemli yaşamaya dönük izlenimi veren tuzukuru kısmıyla alışverişe giren mimarlık seçkinleriyle sınırlı kalmayacak mıdır?
Yahya Kemal’e merhaba

İnanılmaz şair Yahya Kemal’in şiirleri var, fakat kitabı yoktu.
Vecize Abdülhak Şinasi Bey’in. Şair öldükten hemen sonra, kitapları henüz yayınlanmadan evvel söylenmiş. Yahya Kemal’in ilk kitabı Kendi Gök Kubbemiz 1961 yılında, şair öldükten 3 yıl sonra yayınlanmış. Koskoca Yahya Kemal’in kitaplarının yayınının bu kadar geç bir tarihte yapılmış olması tuhaf. Söz konusu olan, en azından benim okuduğum kadarıyla, ‘Yeni Türk Şiiri’nin şairleri tarafından baş köşeye oturtulan bir şair. Nazım Hikmet’ten, İsmet Özel’e kadar aksine rastlamadım. Bunun neden böyle olduğu bu yazının konusu değil. Bu yazıda kurcalamak istediğim şey, Yahya Kemal’in Kitaplarının Basılması Meselesi. Bir çok açıdan dikkate değer bir yayıncılık hadisesi olduğunu düşünüyorum. Bakalım.
Okumaya devam et “Yahya Kemal’e merhaba”




