19. yüzyıl sonlarındaysa Pera’dan başlayarak, ama hızla İstanbul’un tüm semtlerinde yaygınlaşarak koridorlu konutlar belirdi. Bu değişim daha erken 1930’lardan başlayarak ‘salkım plan’ olarak adlandırılabilecek bir ev tipolojisine doğru evrilecekti. Evin ön cephesinde salon, yanında mutfak ve arkada bir koridora dizilmiş banyo, tuvalet ve yatak odaları ‘salkım’ı doğmuştu. Bu tipoloji 1980’lerde tüm Türkiye kentlerinin orta ve üst gelir gruplarının standart, hatta aksi düşünülemez konut planı haline gelecekti. Ancak 2000’lerde bunun dışında farklı işlevsel özelleşme denemeleri başlamıştır. Hâlâ çekingen bir tempoyla yayılmaktadır.
Metis Yayınları Twitter hesabından yapılan bir paylaşımdan aldım. Uğur Tanyeli, geçen sene yayınlanan ve başlığı Murat Menteş’in roman kahramanlarını andıran kitabı Gerilimli Değişim’de yazmış bunları. Anladığım kadarıyla yazar ‘konut’ olayına retrospektif bir bakış atarak aşırı özet bir yoruma varmak istemiş. Yorumlamak malum TSM piyasasında icra etmek yerine de kullanılır. Kağıt üzerindeki tek şarkıyı farklı ses sanatçıları seslendirdiğinde bu O’nun icrası veya yorumu olur. Bir de daha genel olarak icracıların, seslendirdikleri şarkıların genelinde sezilebilen ‘tavır’larından söz edilir. Cemal Süreya’nın Müzeyyen Senar tavrına ilişkin yazdığı bir şeyleri okumuştum. Nerede yazdığını veya ne yazdığını hatırlamıyorum, bulamadım da. Google’a baktım, AI Overview kısmında bir şeyler çıktı. Alıyorum buraya:
Cemal Süreya’nın Müzeyyen Senar tavrına dair öne çıkan notlar şöyledir:
- Haz ve Duygu Odaklılık: Süreya, Senar’ın sesini sadece bir müzik değil, söyleve karşı bir haz ve duygu yoğunluğu olarak tanımlar.
- Anaç ve Mırıltılı Ses: Sanatçının sesini “anaç” ve “mırıltılı” olarak betimleyerek, samimiyet ve derinlik vurgusu yapar.
- Doğurgan Ses: Senar’ı, yıllar içinde Türk müziğindeki en üretken ve özgün seslerden biri olarak konumlandırır.
- Estetik Benzerlik: Süreya’nın şiirindeki “aşkın karmaşıklığı” ve “özlemin derinliği” ile Senar’ın yorumundaki tutku ve hüzün arasında bir tavır benzerliği bulunur.
Demek ki icracıya veya yorumcunun tavrına iliişkin ifadeler böyle şeyler olabiliyor. Yani spekülatif; doğruluğu veya yanlışlığı ispatlanamaz da. Öyle ya, kim çıkıp “hayır ben Müzeyyen’in sesinde bir haz ve duygu yoğunluğu bulmuyorum.” veya ” hayır hiçte anaç ve mırıltılı değil” desin. Bunları dile getirmek cesaret ister gibi de değil, söylenmez çünkü işlevi yoktur. Bana kalırsa Cemal Bey Müzeyyen Hanım’a biraz nağme yapmış. Yapılır da. Çünkü Müzeyyen Senar’ın yaptığı iş, icrası ve tavrı işlevseldir. Müzeyyen Senar tavrı, şarkının icrasından önce gelir. Cemal Bey gibi fanları olduğu kadar TSM cemiyetleri içinden bu tavrın muarızları da olmuş bildiğim kadarıyla. Hah işte bu işlevsel olan, yancıları olduğu gibi muarızları da olabilen ‘tavır’ bu yazının vesilesi. Elbette mesele burada Uğur Tanyeli tavrı. Bu tavır, sadece yorumu değil, kağıt üzerindeki verilerin algılanma biçimini de içeriyor. Daha önce farklı vesilelerle bu tavra olan muarızlığımı dile getirmiştim. Fakat yukarıda alıntıladığım paragraf karşıma çıkınca kurcalamaktan kendimi alamadım.
*
