
Memleket liberal esiyordu. Biz de olabildiğince herkesi dinleyebilmek için her yere gidebilecek kadar saftık. Murat Belge’yi dinlemeye gitmiştik Fahrettin’le Bilim ve Sanat Vakfı’na. Gündem neydi hatırlamıyorum. Şöyle bir cümle geçmişti, onu hatırlıyorum: “O zamanlar tabi cevaplar roman yazılarak veriliyor, gazeteden filan değil.” Saloncak gülmüştük, o yüzden yer etmiş olsa gerek. Yerini de şimdi buldum.
O gün söz konusu edilen Yaşar Kemal–Kemal Tahir atışmasıydı. Yaşar Kemal’in İnce Memed’le gündeme getirdiği eşkiyalığın toplumsal rolüne ilişkin öngörüsü ve Kemal Tahir’in bilmem hangi romanla* verdiği “O iş öyle değil” türünden cevabı. Ben İnce Memed’i vaktiyle ‘abi bunları okumak lazım’ motivasyonuyla okumuştum. İnce Memed diye biri vardı, dağ vardı, başka da bir şey hatırlamıyorum. Kemal Tahir’in cevabı nasıldı bilmiyorum. Detayları edebiyat eleştirisince bilinen bir mesele olsa gerek. Benim gündemimde bu vaka, bir roman ya da romanların bir roman ya da romanlara cevap oluşuyla kendine yer buldu.
Aralarında 15 yaş fark olmasına rağmen her iki yazar da 1950’lerde romancı olarak bilinmeye başlamış. Her iki romancı da ‘prime’ döneminde, 70’ler, üçleme romanlar çıkarmış. Ya da üçlemelerini tamamlayarak, müstakil romanlar değil de üçleme olarak çıkarmışlar diyeyim. Her iki üçlemenin de ilk iki kitabının ilk baskıları önceki 10-15 senede yapılmış ve nihayet 1968’de Yaşar Kemal’in Dağın Öte Yüzü üçlemesini Ant Yayınları tamam olarak yayınlamış. Kemal Tahir’in Esir Şehir üçlemesi ise 1969-1971 arasında Sander Yayınları tarafından yayınlanmış. Üçlemeyi oluşturan romanların kapak tasarımları itibariyle bir bütünlük arz edildikleri ilk yayınlar bunlar.


Bu roman üçlemelerini birbirine cevap olarak addetmek, en azından Murat Belge’nin kurduğu bağlamda ‘tematik’ olarak mümkün değil gibi görünüyor. Sadece isimler göz önüne alınarak birinin şehre birinin dağa baktığı söylenebilir. Eşkiyalık meselesi de kapanmış görünüyor. Bugün Esir Şehir içeriği ve romancının işçiliyle Dağın Öte Yüzü ise edebi niteliğiyle anılıyor daha çok, ki muhtemelen Berna Moran’ın övgüsünün payı çoktur böyle anılmasında. Ben Esir Şehiri kısmi olarak okumuştum. Diğerini hiç okumadım. Neresinden tutup ikisini bir tartıya vurabiliriz bilemiyorum tam olarak ama zamanlama manidar gözüküyor. Muhtemelen romancının cehdinin ne olması gerektiğine ilişkin kavramsal bir tartışma olduğunu sanıyorum. Biri Çukurova’nın otantik insalarını biri garibim İttihatçıları meze etmiş bu tartışmaya. Peki kim kazandı?
Dağın Öte Yüzü hemen bir sene sonra Ant Yayınları’nda ikinci baskıyı yapmış. Sonrasında bugüne kadar sırasıyla Cem, Tekin, Toros, Adam Yayınları yayınları tarafından tekrar baskıları yapılmışve son olarak 2004’te Yapı Kredi Yayınları’na geçmiş. Üçlemenin ilk romanı olan Ortadirek’in 1992’de yapılan Toros baskısı onuncu baskı. Romanı 1995’te yayınlamaya başlayan Adam Yayınları ise her sene bir baskısını yapmış gibi. Böylece 2005’te YKY’ye geçene kadar en 20 baskısı yapılmış diyebiliriz. 35 senede 20 baskı, bayağı iyi.
Esir Şehir ilk yayınından 2-3 sene sonra gene Sander’de ikinci baskıyı yapmış. Sonrasını takip etmek biraz zor. Yaşar Kemal’den farklı olarak bütün kitapları aynı yayınevinden çıkmamış uzun zaman. Mesela 70’lerde Kemal Tahir’in bütün romanlarını yayınlayan Bilgi yayınevi ve 90’ların başında yazarın bazı romanlarını yayınlayan Tekin Yayınevi Esir Şehir üçlemesini oluşturan romanları yayınlamamış. Can Yayınları ise 80’lerde sadece Esir Şehir üçlemesini oluşturan romanların 3. baskısını yapmış ve tek baskıda kalmış. Üçlemenin ikinci romanı Esir Şehrin Mahpusu‘nun ilk baskısını 1993’te, ilk romanı Esir Şehrin İnsanları‘nınkini ise 1995’te yapan Adam Yayınları, şuraya bakarak söylersek, iki baskı daha yapmış. Ama sahafların künye bilgileri konusundda pek de titizlik göstermediğini, kitaba bakmadan ilanlardan kopyala-yapıştır yaparak çalıştıklarını göz önüne alırsak tek baskıda kalmış olabileceğini de düşünmek gerek. Nihayetinde Kemal Tahir’in telifi 2005’te İthakiye geçene dek romanlar toplamda 5-6 baskı yapmış diyebiliriz. 35 sene için kötü. Baskı sayılarına bakarsak Kemal Tahir milenyuma geriden girmiş.
Milenyuma girdiğimizde, memleketin liberal estiği esiyor, Kemal Tahir, Cemil Meriç, Tanpınar pek el üstünde tutuluyordu. Eski Türkiye’de kıymetleri bilinmemişken yeniden keşfedildikleri söyleniyordu. En son Kemal Tahir’i Ketebe yine yeni yeniden keşfedene dek İthaki Esir Şehrin İnsanları‘nın 39 baskısını yapmış. 20 sene için büyük başarı. Ketebe bu ivmeyi yedi bitirdi tabi. NadirKitap fiyatlarına bakarsak, hala piyasada yenisi bulunabilen İthaki baskıları daha çok talep görüyor. Diğer kulvardaki YKY ise Ortadirek‘i 29 kez basmış. 20 sene için iyi ama Yaşar Kemal ismi için değil. Milenyumun kazananı Kemal Tahir olmuş. Toplamda gene Yaşar Kemal önde tabi. Toplamda 50’ye 45 gibi bir üstünlüğü var. Ketebe devreye girmeseymiş bu fark şimdiye kapanabilir, Kemal Tahir öne bile geçebilirdi. Tabi Türkiye’de ve Türkçe olup bitenler.

Yaşar Kemal’in İngiltere’de bir haftada satılan kitap sayısı bizde yıllanıyor.
Yaşar Kemal’in altın esas şampiyonluğu dışarıda. Bildiğim kadarıyla Kemal Tahir yabancı dillere çevrilmemiş. Burada Türkçe kitapları dışında bir şey yok. Yaşar Kemal ise başından beri ejnebi övgüsüne mazhar olmuş bir isim. Metin Eloğlu yukarıda alıntıladığım cümleyi daha 1962 yılında yazmış. O yıllarda bile adı Nobel’le anılıyormuş. Bugün daha çok Orhan Pamuk’la anılıyor, en azından ben ve çevremdeki bir kaç kişi daha öyle yapıyoruz. Orhan Pamuk’tan esirgenmeyenin niye Yaşar Kemal’den esirgendiğini anlamıyoruz. Hiç değilse şu arka kapak yazılarını konuşabiliriz. Yaşar Kemal’in YKY’den çıkan hemen her kitabından alışık olduğumuz arka kapak konseptinin Yaşar Kemal ya da yayıncıları tarafından memlekete milenyumdan çok önce getirilmiş olması romancının en büyük başarısı olabilir.
- Rahmet Yolları Kesti imiş. Fahrettin söyledi.
