Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Reductio ad absurdum *

TEĞET bir çok projede yaptığı gibi bu binada da, ikonik yapı birmlerinden oluşan bir çok kültürlü ve anakronistik bir kompozisyon ortaya koymuştur. Örneklerle açıklamak gerekirse;  kitapçı 19. Yüzyıl Avrupa kütüphanelerinin cömert hacimli  mekanları, oditoryum, İtalya’daki ya da İran’daki sarayların üst katlardan -ve kolonadlar ardından- meydana bakan locaları ve atriumda yükselen rampa ziguratların zigzakları akılda tutularak tasarlanmıştır. Model alınan  bu arketipler YKKS’de, tarihsel ve coğrafi referanslarını öne çıkarmayan soyut bir ifadeyle yorumlanmıştır. Bu sayede, binanın dili, postmodern bir kolaj olmanın ötesine geçerek, mimari kültüre dair çağrışımları, anıları ve hisleri derinden canlandıran “modern” bir eklektisizm sergilemektedir.

Okumaya devam et “Türkçe Mimarlık Edebiyatı: Reductio ad absurdum *”

Bir Konuşma, Bir Soru

Aradığı ne peki? Bir dinginlik, huzur aranıyor kuşkusuz. Bodrum Demir’de inşâ’ ettiği evleri sanırım bunun tipik bir göstergesi. Kendisi bu yolla, hakçalık, adalet, şeffaflık içinde, insanda modern tüketiciliğin yer etmesini hiç istemediği, (tüketici insan yeni şey satınalmaz o zaman) bir “belleği” kurmaya, inançla, duyarak, ayık düşünmeyi (Besinnung) bir biçimde yaratmaya çalışıyor. Ama sorun şurada: Eğer dilin içine doğup, orada saçılıp barınıyor ve de yine orada ölüyorsak, dilimiz belâmızdır da. O zaman Cansever’in gerçekleştirdiği yapılar ve hedeflediği çevreler, modern Da-sein’ımızın bu tüm saçılmışlığının parçalarını toplayıp nasıl biraraya getirecek? Hele İstanbul’da? Parolası bitmemişlik, parçalanmışlık olan bir tarih döneminde kimlerdir bu zor işin, yükün altına başarıyla imza atabilecekler? Yoksa bunlar (yine vulgar bir dille konuşacak olursam) varlıklı kesimin, o kesim içinde çok küçük bir parçanın erdemli yaşamaya dönük izlenimi veren tuzukuru kısmıyla alışverişe giren mimarlık seçkinleriyle sınırlı kalmayacak mıdır?

Okumaya devam et “Bir Konuşma, Bir Soru”